|
| Ana
Sayfa >> Hikaye
|
Adın Ömer ise |
Kaş şehrinde adın Ömer olursa yüz kuruş
versen kimse sana lavaş satmaz. Bir dükkana gidip ben
Ömerim kerem edin de bu Ömere ekmek satın dedin mi.
Dükkancı der ki: yürü öbür dükkana git oradaki bir ekmek
buradaki elli ekmekten iyidir. Adam şaşı olmasa başka
dükkan yok ki derdi. Onun şaşılığı gitse de nuru,
kaşlının gönlüne vursaydı o vakit de Ömer Ali olurdu.
Fakat bu dükkancı buradan oradaki ekmekçiye
ekmekçi diye bağırır bu Ömere ekmek sat. O da Ömer adını
duydu mu ekmeği gizler onu başka ve uzak bir dükkana
yollar. Arkadaş diye bağırır bu Ömere ekmek ver. Yani
sesimi duyda sırrımı anla demek ister. O da seni ekmek
almak için Ömer geliyor diye oradan başka bir dükkana
yollar.
Bir dükkanda Ömerim dedin mi yürü bütün
Kaşanı gez, ekmekten mahrumsun. Fakat bir dükkanda
Aliyin dedin mi oracıkta ekmeği parasız zahmetsiz
alıver. Biri iki gören şaşı bile zevkten mahrum olur.
Halbuki sen biri on görüyorsun ey anasını satan Kaşan
olan bir yeryüzünde şaşkınlığından Ali olmadınsa Ömer
gibi gez dolan gayrı.
Hadi hayra karşı bu yıkık
manastırda şaşıya yeniden yeniye göçler vardır. Fakat
hakkı tanıyan gören iki göze sahip olursan iki alemde
dostla dolu görürsün. Bu korku ve ümitle dolu Kaşan la
oradan oraya yollanmadan kurtulursun. Bu ırmakta konca
yahut ağaç gördün mesela her ırmakta olduğu gibi onu
hayal sanma buna kışların aksi doğrudur ve Allah
bunlardan sana meyve satar.
Göz bu su yüzünden
şaşkınlıktan azat olur. Oradaki akisleri görür sepeti
meyvelerle dolar. Şu halde hakikatte bu su değildir
bağdır. Artık sende Belkıs gibi happeleri görüp
soyunmaya kalkışma. Eşeklerin sırtında çeşit, çeşit
yükler var kendine gel, bu eşekleri bir sopayla sürme.
Eşeğin birindeki yük Laal ve mücevherdir öbüründeki yük
taş ve mermer. Her ırmağı da bir sanma.
Bu
ırmakta ay gör ayın aksi deme. Bu hayvanların içtiği su
değil Hızırın içtiği Abıhayat. Onda ne görünürse
doğrudur. Bu ırmağın dibinde görünen ay ben ayım, ayın
aksi değilim. Seninle konuşan seninle yol arkadaşlığı
benim der. Bu suyun üstünde ne varsa diler onlara el at
diler suyun içine vuran akislerine.
Bu suyu
başka sulara kıyas etme bu ay yüzlünün ışığına ay de. Bu
sözün sonu gelmez o garip muhtesibin derdi ile dertlendi
bir hayli ağladı.
O adamın borç alışı halka
yayıldı. Kethüda onun derdi ile dertlendi. Borcunu para
toplayıp vermek üzere şehirde dolaşmaya her yerde
hararetli ,hararetli o adamın halini anlatmaya başladı
fakat bu dilencilikle o para dileyen adamcağızın eline
ancak yüz altın girdi. Gelip adama hali anlattı. Adam
Kethüdanın iki eline yapışıp kalktı, onun delaletiyle o
şaşılacak derecede ihsan sahibi olan Muhtesibin mezarına
gitti. Dedi ki: bir kula Allah muvaffakiyet verir de
kutlu bir adama konuk olursa ev sahibi onun yoluna bütün
malını mülkünü kor mevkiini bile onun mevkiine feda
eder. Artık ona şükretmek Allahya şükretmekten
ibarettir. Çünkü Allah o ihsan sahibine ihsana eş
etmiştir.
Buna şükretmemek Allahya
şükretmemektir. Onun hakkı şüphe yok ki Allah hakkı
demektir. Nimet ve ihsanlarına karşılık Allahya şükret
fakat ihsan edene de şükret onu da an. Ananın merhameti
Allahdandır ama ona kulluk etmek, hizmette bulunmak da
hem farzdır, hem de yerinde bir iş.
Allah işte
bu yüzden Muhammede salavat getirin dedi. Çünkü
Muhammed, inananların dönüp başvurdukları zattır. Allah
kıyamette kula Ne getirdin, sana verdiğim nimetlere
karşılık ne yaptın? der. Kul der ki: yarabbi sana can ve
gönülden şükrettim. Çünkü o rızık ve ekmek, asıl
bakımından sendendi.
Allah der ki: hayır, sana
ihsan edene şükretmediğin için bana da şükretmedin. Bir
kerem sahibine zulmettin, sitemde bulundun. Halbuki onun
yüzünden benim nimetlerime nail olmadın mı? Hasılı o
garip de velinimetinin mezarına gelince ağlayıp inlemeye
koyuldu. Dedi ki: ey her yoksulun dayandığı güvendiği
zat. Ey himmeti umulan ey yolda kalanların imdadına
erişen!
Ey rızıklarımız için gam yiyen bizi
hatırlayan ey ihsanı, lütfu, Allah rızkı gibi umumi
olan! Ey yoksullara aşiret ve ana baba olan ey onlara
geçinmek harcanmak ve borçlarını vermek için ana baba
gibi yardım eden! Ey deniz gibi yakınlarına inci
uzaklarına yağmur hediye eden!
Ey güneş sırtımız
senin hararetinle ısınmıştı. Her köşkün parlaklığı
sendendi, her yıkık yerin definesi sendin. Kaşının
çatıldığını kimsecikler görmemişti ey mikail gibi rızık
ve azık veren ey gönlü gayb deniziyle birleşmiş, ey
ihsanı Kaf dağında gayp Ankası kesilmiş zat! İhsan
ederken malımdan ne gitti acaba diye aklına bir
şeycikler gelmezdi. Himmetinin yüce tavanı bir kere
olsun yarılmadı senin.
Her ay her yıl ben de
benim gibi yüzlerce kişi de senin soyun sopun olmuştu
adeta. Paramız, soyumuz, varımız yoğumuz adımız sanımız
bahtımız devletimiz bizim geçimimiz, bizim verile gelen
rızkımız öldü. Sen mecliste de ihsan ve keremde de bir
kişiydin ama bine bedeldin. İhsan esnasında yüzlerce
Hatemdin adeta.
Hatem cansız şeyi ölü gönüllü
adama verir sayılı birkaç ceviz ihsan ederdi. Sense her
solukta öyle bir hayat bağışlamadasın ki onun
güzelliğini anlatmaya ömür yetmez. Sen ebedi bir hayat
tükenmez ve sayılmaz altınlar bağışlarsın. Ey gökyüzünün
civarına secde ettiği zat bir huyuna bile mirasçı yok
senin. Lütfun halka çobanlık etmede gam kurtundan
korumada Allah Kelimi gibi, merhametli bir çoban hem de.
Allah Kelimi çobanlık ederken sürüden bir koyun
kaçmıştı. Musa peşine düştü koşmaya başladı çarıklarını
çıkardı ayaklarının altı şişti kabardı. Akşama kadar onu
aradı. Koyun da gözünden kayboldu. Fakat nihayet koyun
yorulup kaldı, Allah Kelimi de onu yakaladı. Merhametle
arkasını, başını okşamaya anası gibi onu sevmeye
koyuldu.
Bir parçacık bile öfkelenmedi, kızmadı.
Yalnız sevdi acıdı gözünden yaşlar döküldü. Dedi ki.
Tutalım bana acımadın kendi kendine neden zulmettin?
Allah o anda meleklere dedi ki. Peygamberliğe Musa
yaraşır. Mustafa buyurmuştur ki. Her peygamber,
gençliğinde yahut çocukluğunda mutlaka çobanlık
etmiştir.
Çobanlık etmeden o sınavı geçirmeden
Allah ona alem başbuğluğunu vermez. Birisi sen de ettin
mi? Diye sordu. Dedi ki. Ben de bir müddet çobanlık
ettim. Vekarları sabırları meydana çıksın diye Allah
onları peygamber yapmadan çoban yapmıştır. Her buyruk
sahibinin de insanlara çobanlık ederken Allah buyruğunu
gözetmesi gerektir.
Kendisi sürüsünü güderken
Musa gibi halim olması, akıl ve tedbirle bu işi görmesi
lazımdır. Böyle harekette bulunursa Allah ona ayın
üstünde, yücelikler aleminde bir ruhani çobanlık verir.
Nitekim peygamberleri de bu çobanlıktan kurtarmış,
onlara temiz kulların çobanlığını vermiştir. Sen bu
çobanlıkta öyle doğru hareket ettin ki sana bir ayıp
bulan kör olur.
Biliyorum Allah mükafat olarak
sana o alemde de ebedi bir başbuğluk verir. Ben de deniz
gibi cömert eline senin lütfuna ihsanına güvenerek hiç
yoktan tam dokuz bin altın borç ettim. Neredesin sen ki
lütfunla bu tortu saf bir hale gelsin. Neredesin ki
yeşillik gibi gülesin de onu da al. Onun on mislini de
al diyesin.
Neredesin ki beni güldüresin,
efendiler gibi lütufta bulunasın, ihsan edesin.
Neredesin ki beni hazine götüresin da borçtan da emin
edesin, yoksulluktan da. Ben yeter dedikçe, sen ihsanını
fazlalaştırasın da bunu da hatırım için al diyesin. Bir
alem nasıl olurda toprak altına sığar? Bir gökyüzü nasıl
olur da yere girer?
Haşa Allah hakkı için sen,
diriyken de bu alemden dışarıda değilsin, şimdi de. Gayb
havasında bir kuş uçar ama gölgesi yere vurur. Beden,
gönlün gölgesinin,gölgesinin gölgesidir. Nereden beden
gönül mertebesine erişecek? Adam uyur, ruhu, güneş gibi
gökyüzünde parlar. Bedense yorgan altındadır. Can,
boşluklarda astar gibi gizlidir, bedense yorganın
altında döner durur.
Ruh, Rabbimin emrindedir
gizlidir. Onun için nasıl bir örnek versem anlatmaya
imkan yoktur. Acaba o şekerler saçan dudak nerede? O
güzel cevapların, o sırların hani? O şeker çiğneyen akik
dudaklar, o müşküllerimizdeki kilitlerin anahtarı ne
oldu? Nerede o zülfikar gibi sözler, nerede o akılları
kararsız bir hale getiren laflar?
Yuvasını
arayan kumru gibi niceye bir Kü- Kü nerede, nerede deyip
duracaksın? Nerede? Rahmet sıfatlarının bulunduğu yerde
Kudretten arılıktan akıldan ve anlayıştan ibaret olan
alemde? Nerede olacak? Aslanın daima ormanda oluşu gibi
o da gönlüyle düşüncesinin daima bulunduğu alemde.
Nerede olacak Kadının erkeğin dert ve mihnet zamanı ümit
bağladığı cihanda.
Nerede olacak? İnsan
hastalanınca sıhhat ümidiyle göz diktiği yerde. Bir
kötülüğü gidermek için yalvardığın bir harmanı savurmak
bir gemiyi sürmek için rüzgar beklediğin alemde. Gönlün
işaret ettiği dilin Ey o diye dile getirdiği yerde.
Nereden, nerede diye aramaya lüzum yok, Allahyla iste,
keşke ben de çulhalar gibi hep mekik deyip dursam bu
sırrı bilen aklı dileseydim.
Aklımız doğuyu da
görür batıyı da. Akıldan ruhlara yüzlerce çeşit
şimşekler çakar. O, köpüklü bir denizle beraber kabardı,
kıyıyı kapladı. Sonra denizle beraber çekildi. Kıyıyı
kaplayışı geçti, çekilişi kaldı! Dokuz bin altın borcum
var. elimden tutanım yok. Elimde yalnız bütün şehirden
toplanmış yüz altın var, işte bu kadar! Allah, seni
çekti aldı.
Ben bu kargaşalıklar içinde kaldım.
Ey toprağı bile güzel zat, ümitsiz bir halde gidiyorum.
Seni hasretinle iştiyakınla dolu olan kuluna bir himmet
et ey yüzü de eli de himmeti de kutlu zat! Kaynağın,
ırmakların başına geldim, fakat orada su yerine kan
buldum. Gök, o gök, fakat ay ışığı o ay ışığı değil.
Irmak o ırmak, fakat su o su değil! İhsan sahipleri var
ama o tertemiz ihsan sahibi nerede? Yıldızlar var ama
hani o güneş?
Ey saygı değer zat, en Allahya
gittin, bari ben de Allahya gideyim. Bütün devirlerde
gelip geçenlerin toplandıkları yer, bayrağın dibidir,
orası ne güzel bir topluluk yeridir. Allah Her şey
tapımızda toplanır der. Allah topluluk yeridir. Resimler
ister haberdar olsunlar, ister olmasınlar, hepsi de
ressamın elinde toplanır. O nişansız Allah anbean
onların düşünce sahifesinde bir şeyler yazar,
yazdıklarından bir kısmını siler durur.
İnsanı
kızdırır, hoşnutluğu giderir, nekesliği getirir,
cömertliği giderir. Aklım fikrim, zihnim yarım lahza
bile bu yazıyı bozmadan hali değil. Testici testi ile
uğraşıp durdukça testi hiç kendiliğinden genişleyebilir,
büyür mü? Tahta dülgerin elindedir. Yoksa nasıl olur da
kesilir, yahut başka bir tahtayla birleşir? Kumaş, bir
terzinin elinde olmadıkça kendiliğinden nasıl dikilir
yahut biçilir? Su kabı, ey akıllı adam sakanın
elindedir. Öyle olmasa kendi kendine nasıl dolar,
boşalır? Sen de her an dolmada boşalmadasın. Bil ki onun
sanat elindesin.
Gökyüzündeki bu bağ kalktı mı
sanatın sanatkarın elinde halden hale girmekte olduğunu
anlarsın. Gözün varsa kendi gözünle bir bak. Hiçbir
şeyden haberi olmayan bir ahmağın gözüyle bakma. Kulağın
varsa kendi kulağınla dinle duy. Neden sersemlerin
kulağına kapılıyorsun? Taklide uymaksızın bakmayı adet
edin, kendi aklını koru, onu düşün sen.
| |
| Birde Bu Hikayelere Göz Atın |
|
| |
|